Edebiyat ve Uygarlık

Turabi Saltık    Edebiyat ve Uygarlık

 

   Edebiyatın gerek söze gerekse yazıya ait tarihi neredeyse insanın yaşı kadar eskidir.  Dünya edebiyatı farklı kültürlerin, farklı ulusların, insanların arasındaki düşünce  alış verişi ve entelektüel birikimlerinin getirdiği bir alandır. Dünya halklarının, uluslarının kültürlerinin yazınsal bütününün çeviriler yoluyla dünya kültürleriyle buluşmasıdır.  Bu buluşma dünya kültürlerinin edebi buluşmasının toplamıdır.

    En başlangıçta Mısır da, Babil de, Eski Roma da, Eski Yunanistan da Anadolu da ve Kafkasya’da, Çin de, Hindistan da  sözlü söylencelerle  ilgili temel referans alanları olan  ve insan yaşamının içinden doğan  ve onlara verilen önemdir edebiyat.  Edebiyat teorisinde sıklıkla ifade edilen insan-doğa, çevre ilişkisi, insan-inanç- kültür ilişkilerini ele alan eleştirel yaklaşımlardır edebiyat. Bir kültürün, bir coğrafyanın ve bir uygarlığın sınırları içerisinde algılanır edebiyat.

   Dünya edebiyatı  bütün ulusal edebiyatların, kültürlerin, inançların üzerinden uygarlığa ulaşılan yöntemlerdir. Edebiyatta uygarlıkların, kültürlerin varlığına rağmen ilk akla gelen insanın yaşama mücadelesi ile varlığı ve onun tanımıdır.  Bu tanım insanın ulaştığı uygarlık üzerinden şekillenir. O halde edebiyat uygarlıktan ayrı düşünülemez. Bu yüzden belki” edebiyatı olmayan halkın tarihide karanlıktır” denilmişti.

   Edebiyat pek çok dönem derin sorunlarına karşın varlığını ve önemini hep canlı, diri, iri tutmuştur. Ama pek çok toplum da edebiyat siyasal iktidarla çatışmıştır.  Siyasal iktidar edebiyat ve edebiyatçı ilişkisi zor olmuştur her daim. Muhaliftir edebiyatçı. Özellikle doğu ve orta doğu toplumlarında edebiyat ve edebiyatçılar baskı görmüştür hep. Savaş, istila ve yağma. Daha M.Ö.2. binden günümüze ne çok savaşlar gördü dünya. Roma arenalarında gladyatörlerin birbirleriyle vuruşturulup ölümüne dövüştürülmesi, insanların bunları izleyip alkış tutması, trajediyi doğurmuştu.

   Tiranların, kralların, beylerin ruh hali...

   İlk çağdan başlayarak trajediye seyirci kalmadı edebiyat. Bu dramın neresinde olmalıydı edebiyatçı?

   Savaşlarda sadece insanlar öldürülmüyor. Doğaya ve çevreye verilen zararlarla, oturulmaz hale getirilen kentler, yok edilen eski mimariler ve uygarlıklar, bunlar savaşın neden olduğu tahribatlar...

   Savaş ve yıkım insanları yerlerinden ediyor, sürgünü dayatıyor.

   Bütün bu kötülükler neden oluyor?

   Bu kuralsız savaşlarda insanlar öldürülüp, doğa tahrip edilirken edebiyatçılar susmadı.

   Onlar ilk çağlardan bu yana kralların, beylerin, sultanların ideolojilerini savunmayan muhaliflerdi. Bundan dolayı cezalandırıldılar. Doğu, Orta doğu toplumlarında saraya, sultana yakın olanlar ödüllendirildi, karşı olanlar cezalandırıldı. Hallacı Mansur, Nesimi, Pir Sultan, Şeyh Bedrettin ve onlarcası katledildi. Osmanlıdan günümüze otuz altı şairin başı vuruldu. Batı Avrupa’da, Fransa’da, Almanya’da, Roma’da pek çok kişi, giyotine gönderildi.

   Dünya iki emperyalist savaş gördü. Birincisinde 10, ikincisinde 52 milyon insan öldürüldü.

   Hiroşima, Nagazaki ve atom... Halepçe. Balkanlar, Orta doğu, Kuzey Kafkasya... Irak.   

   Edebiyatçılar tarihin yaşadığı bu olayların karşısında oturdukları yerde seyirci kalmadılar. Daha antik çağdan bu yana pek çok filozof savaşlara ve trajediye karşı çıkmıştı. Savaşı yeren, kınayan, öykü ve romanlar üretmişler. I. ve II. Dünya savaşlarına katılan onlarca yazar, edebiyatçı, şair, ressam, müzisyen savaşı kınayan eserler üretmişlerdir.

    İkinci Dünya savaşında Almanlar Kuzey Kafkasya’ya dayanmıştı. Hitler faşizmine karşı radyolarda yaptıkları programlarla ve basında yazdıkları makalelerle faşizmi ve savaşı yeren, kınayan, lanetleyen pek çok edebiyatçı, yazar ve şair bununla yetinmedi. Cepheye gitti ve savaşta öldü.

   Ünlü bir besteci olan Fransız Ravel I. Dünya Savaşına katıldı. Karşısında Avusturyalılar savaşıyorlardı. İçlerinde Avusturyalı ünlü bir piyanist olan Paul Wettgentein’de vardı. Çarpışmalarda yaralandı, kolu koptu. Bu durumdan haberdar olan Fransız Ravel, yıllar sonra ‘Sol El Konçertosu’ adlı bestesini yaptı, Avusturyalı piyaniste adadı.

   Yine I. Dünya Savaşına katılan ünlü edebiyatçılardan biride Ernest Hemingway’dır. Savaşın ne demek olduğunu ve savaşta yaşananları romanlarına aktardı.

   Vietnam savaşını görmüş onlarca kişinin yaptığı resimler ise; kesik başlardan, kesik kollardan, uçak ve top figürlerinden oluşmakta. 

   Yıkımı, sanat ve edebiyat yaşamın her alanına taşıyor.

   Edebiyat insanlığa karşı sorumluluk duyar. Coğrafyanın, toprağın, kültürlerin yaşadığı sorunlara kayıtsız kalmaz.

   Günümüzde ise edebiyat üzerinde özellikle küreselleşmenin etkisini arttırması önemli etkendir. Bir eserin dünya edebiyatına girebilmesi için kültürlerin daha geniş bir alana yayılması, insanla buluşması sorunu dayatılmaktadır edebiyata. Küresel dinamikler edebiyatla savaş halindedir. Eserin var olabilmesi kürselleşmeyle çatışma halindedir.  Edebiyatta bir başka sorun da küreselleşmeyle birlikte tüketim sorunudur. Popüler kültür içerisinde  sürekli edebiyat  ve edebiyatçı çatışmaktadır. 

   Edebiyat küreselleşme karşısında temel düzlemi tüketim üzerinden çatışmaktadır.  Küresel anlayış edebiyatla hem çatışmalı hem de tüketim anlayışında eserin pazarda satılan emtia düzlemine dönüştürülmek istenmesidir. Tüketimin Pazar ekonomisi, popüler kültür anlayışı üzerinden kitlelere bir bakıma küreselci anlayışların kendi yoz kültürlerini-kültür emperyalini- ezilenlere dayatmasıdır. Bu anlayışların küresel emperyalistlerin kendi yoz kültürlerini  ve ekonomik ilişkilerinin edebiyata yansıtılmak istenmesidir.  Kitleler üzerinde şekillendirilmek istenen küreselleşmenin kültürel anlayışlarının edebiyata verilmesidir.

   Dünya edebiyatının kültürler arası savaşımının tek yönü küreselleşme yönü savaşımıdır. Bu aynı zamanda edebiyatında savaşımıdır.

   Edebiyat ve uygarlık denilince Roma, eski Yunan, Mısır, Anadolu, Kafkasya, Çin uygarlıklarının gelişmelerinin sosyo-ekonomik, kültürel, sanatsal yanlarının edebiyat içerisindeki gelişmelerinin anlatılmasıdır.  Edebiyatta uygarlığın getirdiği dünyaya ve insan bakış açısı, edebiyatında dönüşmesini sağladı. Uygarlık tarihi açısından edebiyatın önemi insanın ve toplumun felsefesidir. Zaten eski Mısır, Yunan, Roma, Anadolu felsefesinin canlandırılması da edebiyatla ortaya çıkmıştır. Mezopotamya da ilk ortaya çıkan uygarlık Sümerlerce geliştirilmişti. Bu kültür inanç ve mitoloji ile yani sözlü edebiyatla  başladı. Yazılı edebiyatla, yazıyla alternatif oldu.  İnsan ilk büyük devrimi yazıyla başlatmıştı. Öylece söz yerini yazıya bırakmıştı ve bundan dolayı söz uçar yazı kalır denilmişti. İnsan bilimi, sanatı, felsefeyi, yazıyla başlattı.

 

Yorum Yaz